|
Anatomisi
Arının vücudu baş,
göğüs ve karın olmak üzere üç bölümden meydana gelir. Arıların bütün
vücudu kitinli kalınca bir katmanla örtülüdür. Bu katman bir dış iskelet
meydana getirir ve hayvanın iç organlarının korunmasını sağlar. Ayrıca
arıların vücudu sık bir tüy tabakasıyla kaplıdır.
Baş
Arının başında
duyargaları, gözleri ve ağzı vardır. Anten adı verilen bir çift duyarga,
başın tam ortasında bulunur. Kısa olan bu organlar eklemli bir yapıdadır.
Bu eklemler işçi arılarda ve kraliçe arıda oniki, erkek arılarda onüç
boğumdan meydana gelir.

Arının duymak,
koklamak, tat almak ve bir uzaklığı tahmin etmek için kullandığı
duyargalar duyarlı kıllarla örtülüdür. Arılar, duyargalarının aracılığıyla
gece karanlığında bile kovanları içinde ballarını saklayacakları petekleri
örer ve ona en üstün geometrik biçimi verebilirler.
Oval bir biçimde olan
arının başında sade ve bileşik olmak üzere iki tip göz bulunur.
Osel göz veya nokta
göz adı da verilen sade gözler, arılarda üç tanedir. Bunlar başın üst
kısmında eşkenar bir üçgenin üç noktasını meydana getirecek biçimde yer
alırlar. Bunlar arının yakından ve hafif ışıkta görebilmesini sağlarlar.

Başın iki yanında ise
bileşik göz ya da petek göz adı verilen iki göz bulunur. Bunlar başa
yapıştırılmış birer konveks mercek görünüşündedir. Arı bu gözleri uzak
mesafeleri görmek için kullanır. Petek gözlerle arı çok uzaklardaki
cisimleri 60 kere büyütülmüş olarak görür.
Arının ağzı birçok
bölümden meydana gelen bir organdır. Ağzın en ilginç yeri, birbirine çok
ince dokularla ekli ve her yönde hareket edebilen, yaklaşık olarak 80
boğumdan meydana gelen dildir.
Dilin uzunluğu 6-9 mm
arasında değişir ve çok incedir. Ortasında çok küçük tüylerle kaplı derin
bir kanal vardır. Buradan geçen sıvılar ağıza ulaşır. Arı, sıvı besin
maddelerini bu kanal yoluyla emer. Dilinin ucundaki çok hassas bir tat
alma organı olan kaşıkçık (püskül), dilin daldırılamıyacağı pelteleşmiş
sıvıların alınmasına yarar.
Görevi bittiği zaman
dil, arkaya doğru kıvrılır ve 'Labiyal Palpus' adı verilen iki dudak
boynuzunun birleşmesiyle meydana gelen bir kının içine yerleşir.
Arının ağız yapısı
tarıma zarar vermeyecek biçimdedir. Çenesi eşek arısınınki gibi tırtıllı
değildir. Düz olduğu için üzüm ve öteki meyvelerin kabuklarını zedelemez.

Göğüs
Arının göğsü üç ayrı
halkadan meydana gelir: Protoraks (ön-göğüs), mezotoraks (orta-göğüs) ve
metatoraks (art-göğüs). Her halkada ön, orta ve arka bacaklar denen
toplamı altı olan birer çift bacak vardır. Bundan ötürü arıların üyesi
bulunduğu Böcekler sınıfına 'altıayaklılar' adı da verilir.
İşçi arı, toz
taneciklerini arıtmak için ön ayaklarındaki tarakla duyargalarını ve
dilini sürekli olarak temizler. Orta bacak çiftini yalnız yere dayanmak
için kullanır. En arkadaki iki bacağı üzerinde ise 'çiçek tozu kesesi' ile
'fırça' bulunur.

Çiçek tozu kesesi
tibya (kavak kemiği)'ya bitişik ve tüylerle kaplı üçgen biçiminde bir
torbacıktır. Arı, topladığı çiçek tozlarını ve propolis adı verilen bir
çeşit reçineyi bunun içine biriktirir. Fırça, bacağın kaval kemiğinin
altındaki parçası etrafında, uçları aşağıya doğru olan sayısız tüylerden
meydana gelir.
Arının ayaklarının
ucunda yapışkan "tüy yastıkları"yla bir çift çengel bulunur. Tüy
yastıkları hayvanın dik ve kaygan yüzeylerde kaymadan, düşmeden yürümesini
sağlar. Arı yerden kalkmak istediği zaman ayaklarının ucundaki çengellere
dayanarak kendini itiverir.
Arının kanatları da
göğüs bölümünde yer almıştır. Bunlar, işçi arının en güçlü ve gerekli
hareket aracıdır.

Arının kanat gücü
kuşlara oranla çok üstündür. Bu kanatlar, her iki yanda ve birer çift
olmak üzere göğsün son iki halkası üzerinde bulunur. Çok ince tüylerle
kaplıdırlar. Enine ve boyuna damarcıklarla örülmüşlerdir. Öndeki kanatlar
daha büyüktür ve arının uçuş süresince havada kalabilmesini sağlarlar.
Arkadaki kanatlar ise uçuşta yön tayinine yararlar.
Arının arka
kanatlarının ön kenarlarında bir takım kancalar vardır. Bunlar ön ve arka
kanatları birbirine kenetliyerek uçuş sırasında tek kanat gibi iş
görmelerini sağlar, böylece arının uçuş yeteneğini artırırlar. Hız
azalınca da kanatlar birbirinden ayrılır.
Arının uçuş
sırasındaki hızı saatte 50 km.'ye yaklaşır. İşçi arıların balözü toplarken
kovandan en çok 5 km ayrıldıkları tespit edilmiştir. Kanatlar, bütün
bunlardamn başka, mutluluk, hayret ve kovana ya da çiçeklerin bulunduğu
yere çağırma ifadesi olarak çeşitli tonda vızıltı sesi çıkarmaya yararlar.
Karın
Arının karın bölümü
göğüsten ince bir boğumla ayrılmıştır. Dokuz halkadan meydana gelen karın
bölümü birbirine çok ince ve elastik zarlarla bağlıdır. Dokuz halkadan
işçi ve arı beylerinde altısı, erkeklerde ise yedisi görülür. Halkalar
arasındaki elastik zarlar sayesinde arının karnı kolayca büyüyüp küçülür.
Böylece bu bölümde bulunan solunum, dolaşım, sindirim organlarına gereken
hareketler sağlanır.
İşçi arıların
karınlarının son dört halkasında balmumu üretmeye yarıyan mum keseleri
bulunur. Son halkada anaarının ve işçi arıların en güçlü korunma silahı
olan iğne yer alır. Bu iğne bir zehir kesesine bağlıdır.
Arı Ailesi
Aralarında olağanüstü
bir işbirliği olan arı ailesi, anaarı, işçi arı ve erkek arıdan oluşur.
Arı kolonisi, kuralları çok sıkı olan bir sosyal düzen içinde birlikte
yaşar. Hiçbir arı bu koloniden ayrı olarak hayatını devam ettiremez.
Kolonide birkaçyüz
erkek arı, binlerce işçi arı ve bir tek anarı bulunur. İşçi arı sayısı
mevsime göre 10.000 ile 100.000 arasında değişir. Her arı ailesinin
kendine özgü bir kokusu vardır. Bu yüzden dışarı çıkan her arı kendi
kovanına geri dönmek zorundadır. Yabancı kovana girmek isteyen bir arıyı,
nöbetçi arılar kokusundan tanıyarak içeri almazlar ve ısrar etmesi halinde
mücadele ederek onu öldürürler.
Anaarı
Her kovanda birtane
anaarı bulunur. Kraliçe arı, beyarı, ece arı gibi değişik isimler de
verilir. Anaarının temel görevi yumurta yaparak arı kolonisinin
çoğalmasını, böylece neslinin devam etmesini sağlamaktır.
Ana arı görünüş olarak
kovandaki diğer arılardan daha uzun ve gösterişlidir. Zaman zaman erkek
arılarla karıştırılır. Ana arının kanatları erkeğinkinden kısa, vücudu
daha narin olmakla birlikte; boyu daha uzundur. En açık fark, kanatlarının
vücudunun yaklaşık yarısı uzunluğunda oluşudur. Vücudunun alt kısmı sarı,
üstü ise diğer arılara nazaran daha koyu bir renktedir.

Ana arı, işçi arıların
yaptıkları görevlerin hiçbirini yapmaz. Bacaklarında fırça ve çiçek tozu
kesesi yoktur. Dili de çiçeklerin balözünü emmeye yetecek kadar uzun
değildir. İğnesini ise insanlara saplayamaz, yalnızca rakiplerini bertaraf
etmek için kullanabilir.
Ana arı uzun ömrü
süresince oğul verme ve döllenme uçuşu hariç, kovandan dışarı hiç çıkmaz.
Ana arı arı kolonisi
içinde döllenmiş yumurta yapabilme yeteneğine sahip tek yaratıktır.
Herhangi bir nedenden dolayı ölmesi ya da bu yeteneğini kaybetmesi o
koloninin yokolması anlamına gelir.
Aynı kovanda iki
anaarıya asla yer yoktur. Böyle birşey olması halinde iki arı arasında
birisinin ölümüyle sonuçlanacak bir kavga başlar. Yalnızca oğul mevsiminde
işçi arılar ana arıların birbirlerini öldürmesine izin vermezler.
Arı kolonisi için
hayati önem taşımasından ötürü, işçi arılar ana arının etrafında adeta
pervane olurlar. Onu büyük bir özveriyle korurlar ve beslerler. Onun için
kendilerini feda etmekten hiç çekinmezler. Ana arı ağzını açar açmaz dört,
beş işçi arı hemen onun ağzına bal doldurur.

Anaarının yumurta
bırakma işlemi süreklidir. Hiç dinlenmez. Ana arı bir günde oldukça yüksek
sayıda yumurta bırakabilir. Bu sayı mevsiminde günde 3.000Õi bulur. Bu
kadar yumurta kendi ağırlığının yaklaşık iki buçuk katı kadardır.
İşçi Arı
İşçi arılar, arı
kolonisinin en kalabalık grubunu meydana getirirler. Mevsimine göre
sayıları 10.000 ile 100.000 arasında değişir. İşçi arı cinsiyet olarak
dişidir. Fakat yumurtlama gibi bir fonksiyonu yerine getirmez.
Arı kolonisinin faal
olduğu ilkbahar ve yaz günlerinde bir işçi arının ortalama ömrü 40-50
gündür. Daha çok kovan içinde geçen kış mevsiminde 4-5 aya çıkar.
Bir kovandaki işçi
arısının çokluğu ve çalışkanlığı o kovanın gücünü ve verimini gösterir.
Bir işçi arı kendi ağırlığı kadar yükü taşıyabilecek güçtedir.

Kovanın iç ve dış
işlerinin tümünü işçi arılar görürler. Aralarında yaşlarına göre
belirlenmiş sıkı bir işbirliği vardır. Daha kolay olan içişleri genç işçi
arılar, dışarıdaki işleri ise tecrübeli olan yaşlı işçi arılar yapar.
Kovan içi işler
sırasıyla şunlardır:
-Petek gözlerini temizlemek.
-Yeni petek gözleri inşa etmek.
-Kovan içi temizliğini yapmak.
-İçeride ölen arıları dışarı atmak.
-Larvaları beslemek.
-Yavruların üşümesini engellemek için kovan içi ısısını sabit tutmak.

-Dışarıdan gelen
işçi arıların ballarını teslim alarak peteklere yerleştirmek.
-Balın kıvamına gelip olgunlaşması için gereken önlemleri almak.
-Bal doldurulmuş olan petek hücresinin üzerine kapatmak.
-Özellikle sıcak olan günlerde kovan içi ısısını ve nem dengesini sağlamak
için kovan girişinde kanat çırparak hava sirkülasyonu sağlamak.

-Kovanı dış
tehlikelerden korumak için kovan girişinde bekçilik yapmak.
-Ana arıyı beslemek ve ona yardımcılık yapmak.
-Kovan içindeki çatlakları ve gerektiğinde kovan girişini propolis ile
kapatmak.

Bir kovanda daha
çok tecrübe gerektiren ve daha tehlikeli olan dışarıdaki işler ise
şunlardır:
-Bal toplamak.
-Prepolis toplamak.
-Polen toplamak.
-Su taşımak
Erkek Arı
Vücut yapısı olarak
işçi arıdan büyük, ana arıdan küçük görünüşlüdür. Kovandaki tek fonksiyonu
ana arının döllenmesini gerçekleştirmektir. Bu dölleme işi de sadece bir
tek erkek arıya nasip olur. Genellikle kışın kovanlarda erkek arı
bulunmaz. İlkbaharda doğarlar ve sayıları yaklaşık olarak 100 ile 500
arasında değişir
. 
Erkek arı dişi arının
yerine getirdiği bal, polen toplama ya da kovan içi hizmetlerin hiçbirini
yapamaz. Çünkü vücut yapısı bunlara uygun değildir. İğnesi de yoktur bu
yüzden sokucu özelliğe sahip değildir. Dışarıda gezerek kendi karnını bile
doyuramaz. İşçi arıların getirdiği bal ve polenle beslenir. Sonbahar gelip
bal mevsimi bittikten sonra işçi arılar tarafından kovan dışına atılarak
ölüme terkedilirler.
Üremesi
Bütün arı cinsleri üç
aşamadan geçerek ergin arı haline gelir. Bu aşamalar genellikle yumurta,
larva (kurtçuk) ve pupa (koza) olarak isimlendirilir.
Temelde bütün
cinslerin kaynağı ana arının hücrelere bıraktığı yumurtadır. Cinslerin
arasındaki farklılığı hücre büyüklüğü, beslenme şekli ve kuluçka süresi
belirler. Yalnızca işçi arı ile ana arı döllenmiş yumurtadan, erkek arı
ise döllenmemiş yumurtadan çıkar.
Petek gözleri, işçi
arı gözleri ve erkek arı gözleri olarak iki farklı büyüklüğe sahiptir. Ana
arı gözleri ise esas petek yapısı içinde yer almaz, sonradan ilave edilir.
İşçi arılar çapı 5.37
mm olan en küçük petek gözlerinde yetişir. Anarının döllenmiş yumurtaları
işçi arı gözlerine bırakma kapasitesi kovanın o yıl içindeki gücünü ve
verimliliğini belirler. Ayrıca koloninin hayatını devam ettirebilmesi de
işçi arı üretebilmesine bağlıdır.

Ana arı başını içine
sokarak yumurta koyacağı petek hücresini önce kontrol eder. Sonra iki ön
ayağı ile hücre kenarlarından tutunarak vücudunun arka kısmını hücrenin
içine sokar. Birkaç saniye içinde yumurtlayarak diğer hücreye geçer. Ana
arı yumurtalarını hücreler arasında boş hücre kalmayacak şekilde bırakır.
Çünkü bu yumurtaların rahat bakımı için şarttır.
İlkbaharda kovan
gelişiminin doruğa çıktığı günlerde genç bir ana arı, hücrelere günde
yaklaşık 2000 yumurta bırakabilir.

Ana arı tarafından
petek gözlerine bırakılan yumurta iğne ucu kadar küçük, hafifçe kıvrık ve
beyaz renklidir. Hücrenin dibinde yapışık olarak üç gün boyunca durumunu
korur.

Üçüncü günü yumurtalar
çatlayarak küçük bir kurtçuk olan larva haline dönüşür.
Larva ilk üç gün arı
sütüyle daha sonraki üç gün ise bal ve polen ile beslenir. Dokuzuncu gün
larvanın bulunduğu petek gözü bal ve polen ile doldurularak kapatılır.

Larva artık pupa
aşamasına geçmiştir.

Pupa aşamasında
değişim geçiren arı bu aşamayı yaklaşık 12 günde tamamlayıp hücre kapağını
kemirerek dışarı çıkar.

İlk çıktığında güçsüz,
ıslak ve donuk renklidir. Dadı arıların bakımı ile 2-3 günde kuvvetlenir,
gerçek rengini alır ve tüylenir. İşçi arının yumurta ile ergin arı olması
arasında geçen süre yaklaşık 21 gündür.

Ana arı erkek arı
yumurtalarını genişlikleri yaklaşık 6.91 mm olan erkek arı hücrelerine
koyar. Erkek arı yumurtalarının işçi arı yumurtalarından tek farkı
döllenmemiş olmalarıdır. Kapatılmış erkek arı hücrelerine bakıldığında,
işçi arı hücrelerinden daha kabarık durumda görünürler. Arının gelişim
süreci işçi arınınki ile aynıdır fakat süresi 24 gündür.
Ana arı genelde oğul
mevsiminden hemen önce erkek arı yumurtalarını hücrelere bırakır.

|
ARI CİNSLERİNİN
KULUÇKA SÜRELERİ |
|
|
YUMURTA
DÖNEMİ |
LARVA
DÖNEMİ |
PUPA
DÖNEMİ |
TOPLAM
KULUÇKA
SÜRESİ |
|
ANA ARI |
3 gün |
6 gün |
7 gün |
16 gün |
|
İŞÇİ ARI |
3 gün |
6-7 gün |
11-12 gün |
21 gün |
|
ERKEK ARI |
3 gün |
8 gün |
13 gün |
24 gün |
Ana arının üremesi
kendiliğinden gelişen bir süreç değildir, koloninin vereceği karara ve
bazı gelişmelere bağlıdır.
Koloninin yeni bir ana
arı üretme isteği genelde 3 nedene dayanır. Birinci neden, koloninin oğul
verme arzusudur. Oğul mevsimi yaklaştığında işçi arılar yeni ana arı
üretmek için peteğin alt kısmında bulunan hücrelerden bazılarını
genişleterek 20-25 mm uzunluğunda 8 mm genişliğinde bir yüksük şekline
getirirler. Ana arı gözü denilen bu yüksükler peteğin esas yapısı
içerisinde yer almaz, işçi arı gözlerinin dışa doğru genişletilip
uzatılmasıyla oluşturulur. İşçi arılar ana arıyı yaptıkları yüksüklerin
içine yumurtlatmaya uğraşır. Eğer bunu başaramazlarsa işçi arı
gözlerindeki yumurtalardan alarak ana arı gözlerine koyarlar.
İkinci neden, ana
arının kaybedilmiş olmasıdır. Herhangi bir sebepten dolayı ana arının
kaybedilmiş olması halinde işçi arılar acilen ana arı yüksükleri yaparak
koloniye yeni ana arı kazandırırlar.
Üçüncü neden ise
yaşlandığı için ana arının değiştirilmesi arzusudur. Ana arı iyice
yaşlanarak, koloninin hayatını devam ettirebileceği asgari yumurtayı
hücreler içine bırakma gücünü kaybettiği zaman, koloni bu ana arıyı
değiştirme kararı alır.

Oğul vermek amacıyla
yapılan ana arı yüksüklerinin sayısı genelde 10-15 kadardır. Ana arıyı
değiştirmek için yapılan yüksükler ise 2-4 tane civarındadır. Oğul için
yapılan yüksükler, ana arıdan gizlemek için çerçevelerin dip taraflarında,
gizli köşelerinde bulunur. Ana arıyı değiştirme amacıyla yapılan yüksükler
ise çerçevenin ortasında, kuluçkanın bol olduğu alanlarda yer alır.

Ana arı hücresindeki
yumurtanın diğer işçi arı yumurtalarından hiçbir farkı yoktur. 3 gün sonra
yumurtalar çatlar. Larva 6 gün sürekli olarak arı sütü ile beslenir. İşte
fark bu beslemede ortaya çıkar. İşçi ve erkek arılar daha düşük kaliteli
arı sütü ile beslenirler. Aynı dönemde işçi arı larvasına verilen arı sütü
15 mg civarındadır. Buna karşın ana arı larvasına yaklaşık 500 mg arı sütü
verilir. Sürekli olarak beslenen larva dokuzuncu gün yine hücrenin içi
arısütü dolu olacak şekilde kapatılır. Aradan 7 gün geçer ve 15 günün
sonunda ana arı hücreyi kemirerek dışarıya çıkar.

Oğul için yapılan
yüksüklerde ana arı yüksüğün ucunu kemirerek dışarı çıkar. Kolonide mevcut
ana arıların diğer yüksüklere zarar vermesi engellenir. Koloniye yeni ana
kazandırmak için yapılan yüksüklerin ilkinden ana arı çıkıp koloni
tarafından kabul gördükten sonra, diğer yüksükler yan taraflarından
delinerek içlerindeki ana arı adayları imha edilir. Bu şekilde yan
taraflarından açılmış ana arı memeleri görüldüğünde o koloninin yeni bir
ana arıya kavuşmuş olduğu anlaşılır.

Yeni doğan ana
arıların döllenmiş yumurta bırakabilmeleri için çiftleşmeleri gerekir. Ana
arı bu işlemi gerçekleştirmek için çiftleşme uçuşuna çıkar. Günün müsait
olan bir saatinde kovandan ayrılan ana arı hemen göğe doğru yükselir, bir
çok kuşun erişemeyeceği bir yüksekliğe çıkar. Ana arının yaydığı kokuyu
duyan yüzlerce erkek arı ona yetişmek için hızla uçar. Ana arıyı takip
eden erkek arıların sayısı uçuş sırasında giderek azalır, yükselmeye
güçleri yetmeyenler uçuşu yarıda bırakmak zorunda kalır. Ana arıya
yetişebilen en güçlü erkek arı ile ana arı gökyüzünde çiftleşir. Bu
çiftleşme sonunda erkek arı ölür. Çiftleşme olayı ana arının sperm kesesi
doluncaya kadar devam eder. Ana arı bu süre içinde 8-10 erkek arıyla
çiftleşebilir. Ana arı aldığı spermleri ömrünün sonuna kadar canlı olarak
koruyabildiği için hayatı boyunca bir daha çiftleşme ihtiyacı hissetmez.
Sosyal Düzen
Arı kolonisi çok sıkı
bir sosyal düzen içinde yaşar. Bütün arılar içgüdesel olarak bu düzeni
bilir ve hayatını bu kurallara uygun olarak devam ettirir. Kovanda her
arının görevi kesinlikle bellidir. Arılar bu görevlerin dışına çıkamazlar.
Arı kolonisi açık
alanda yaşama düzenine sahip değildir. Ya insanlar tarafından yapılmış
kovanlarda ya da doğal ortamlarda bulunan oyuk ve kovuklarda yaşar.

Arı kolonisinin yuva
içindeki yaşam alanı ise peteklerdir. Gerek doğal ortamda gerekse kovan
içinde olsun arı muhakkak kendisine petek yapar. Balmumundan örülen petek
gözleri, hem besin deposu hem de ana arının yumurtalarını bıraktığı bir
yavrulama alanıdır.
Bütün dünyadaki
balarıları petek gözlerini aynı şekilde yapar.

Arı kolonisi bir tür
kadınlar cumhuriyetidir. Hakim olan unsur dişi arılardır. Erkek arıların
yalnızca kraliçe arıyı döllemekten başka bir fonksiyonları yoktur.
Arı yaşam alanı olan
kendi kovanına kesinlikle pislemez. Aradan kaç gün geçerse geçsin
dışkılamak için dışarı çıkmaya fırsat kollar. Kış mevsimi hariç hiçbir arı
kovan içinde ölümü beklemez. Öleceğini anlayan arı kovandan olabildiğince
uzaklaşır.
Bir kovanda, anaarının
yaşlandığı durumlar dışında, asla 2 ana arı birden olmaz. Olması halinde
sonu ölümle biten bir kavga başlar.
Anaarı
verimsizleştiğinde yeni ana arı doğup, çiftleşip sağlıklı bir şekilde
döllenmiş yumurta bırakıncaya kadar, yaşlı ananın yaşamasına izin verilir.
Bütün arı
kolonilerinin birbirinden ayrılan kokuları vardır. Arılar kendi
kovanlarına girmek isteyen yabancı arıları bu kokudan tanırlar ve giriş
yapmalarına izin vermezler.

Arılar kendi
kovanlarını şekil olarak değil, bulunduğu yer itibariyle tanırlar. Bir
kovan 1 metre öteye taşınsa bile dışarıdan gelen arı kendi kovanını
bulamaz.
Araziye nektar ve
polen aramaya çıkan kılavuz arılar geri döndükten sonra kovanın üstünde
kendine özgü yaptıkları dansa benzer hareketlerle, kaynağın yönünü ve
yerini anlatırlar.
Her arı nektarını
aldığı çiçeğin üzerine kokudan bir işaret bırakır ve artık o çiçeğe başka
bir arı uğramaz.
Başka bir canlıyı
sokan arının sonu ölümdür fakat kovanı korumak için hiçbir arı ölümüne mal
olacak sokma olayını gerçekleştirmekten çekinmez.
Bal toplama mevsiminde
bir işçi arının ömrü yaklaşık olarak 40 gündür. Yani hiçbir işçi arı
topladığı balı kışın kendisi yiyemez.
Arı Irkları
Bütün canlılarda
olduğu gibi arılar da zaman içinde yaşadıkları coğrafi bölgenin şartlarına
uyum göstererek değişik ırk özellikleri kazanmışlardır. Arı ırkları
hırçınlık, çalışkanlık, hastalıklara dayanıklılık gibi değişik özellikler
gösterirler.
Arı ırkları; büyüklük,
renk, dil uzunluğu, vücudun kıl örtüsü, balmumu bezlerinin şekil ve
büyüklüğü, kanat damar yapısı ve kanat büyüklüğü gibi morfolojik
özelliklerle birbirlerinden ayrılırlar. Bugüne kadar yapılan taksonomik
çalışmalarda dünyada 24 arı ırkı kesin olarak tanımlanmıştır. Bunlardan
ancak bazıları ekonomik öneme sahip olup ekolojik şartların elverdiği her
yerde yetiştirilirler. Ekonomik değer taşıyan arı ırkları içinde İtalyan,
Kafkas ve Karniyol ilk sıralarda yer alırlar.
Üstün arı ırkından
beklenen özellikler şunlardır:
- İnsana yakın ve uysal olması.
- Uçuş uzaklığının uzun olması.
- Daha fazla bal ve polen toplayacak fiziki özelliklere sahip olması.
- Kovanlarını temiz tutması ve hastalıklara karşı dayanıklı olması.
- Coğrafya ve iklim şartlarına dayanıklı olması.
- Hortum uzunluklarının fazla olması.
- Ana arıların yumurtlama yeteneklerinin yüksek olması.
- Oğul eğilimlerinin düşük olması.
Dünya üzerindeki belli
başlı arı ırkları ise şöyle sıralanabilir:
1) İtalyan Arısı:
(Apis mellifera ligustica) Eskiden beri üstün özelliklerini koruyan üstün
bir arı ırkıdır. Asıl yurdu Kuzey İtalya'dır. İtalyan arıları çok çalışkan
ve uysaldırlar. Ana arı bol yumurtlama yeteneğine sahiptir.

Çoğalma kabiliyetleri fazladır. Yavru büyütme yeteneği fazla olup erken
ilkbaharda kuvvetli koloni oluştururlar. Bol nektar toplayarak çok bal
yaparlar. Oğul verme eğilimleri zayıftır. Arı ırkları arasında en güzel
petek İtalyan arası tarafından örülür. Tatlı sarı renkli ve güzel
görünüşlüdür. Tek olumsuz özellikleri aşırı derecede yağmacı oluşlarıdır.
2) Kafkas Arısı:
(Apis mellifera caucasica) Çok uysal,çalışkan ve şiddetli soğuğa dirençli
olma gibi üstün ırk özellikleri vardır. Hortumları diğer arı cinslerinden
uzundur. Sık sık oğul verme eğilimine girmemeleri bu ırkın üstün
nitelikleri arasındadır. Yavru verimleri yüksektir ve kuvvetli aileler
meydana getirirler. En kuvvetli oldukları devre yaz ortasıdır.

Çok uslu olmalarına rağmen, dışardan gelen yağmacı arı ya da diğer
zararlılara karşı kovanlarını oldukça iyi korurlar. Kitin rengi koyudur
genelde gri kurşuni renktedirler. Tek kusurları kovana aşırı miktarda
propolis getirerek sağa sola bulaştırmalarıdır.
3) Karniyol Arıları:
(Apis mellifera carnica), ince yapılı ve uzun dillidir. Kısa ve sık bir
kıl örtüsüne sahiptirler. Gri arılar da denilen Karniyol arısının kitini
çok koyu renktedir ve genellikle 2. ve 3. halkalar üzerinde kahverengi
noktalar, bazen de kahverengi çizgiler vardır. En sakin ve uysal arı
ırkıdır. Yavru üretme kabiliyetleri çok iyidir. Küçük aileler halinde
kışladıklarından yiyecek tüketimleri azdır. Polen miktarı yeterli olduğu
sürece yavru büyütme uzun süre devam eder. Sonbaharda ailenin nüfusu
süratle azalır.

Çok sert iklim
şartlarında bile kışlama yetenekleri iyidir. Oğul verme eğilimleri
yüksektir. Yön tayin etme ve kovanlarını bulma duyguları kuvvetlidir.
Yağmacılığa karşı meyilli değildirler. Çok az propolis kullanırlar ve bu
yüzden yavru hastalıklarına karşı çok hassastırlar. Çevre şartları
değişikliklerine uyma kabiliyetleri yüksektir.
5) Anadolu Arısı:
(Apis mellifera anatoliaca) Anadolunun büyük bir k ısmında yayılış
gösteren Anadolu arısı İngiltere ve ABD'ne götürülerek bu ülkelerdeki
ıslah çalışmalarında kullanılmıştır. En büyük özellikleri Anadolu
coğrafyası ve iklimine çok iyi uyum sağlamış olmalarıdır. Çalışkan, kış
şartlarına ve hastalıklara dayanıklı olma gibi avantajları vardır. Anadolu
arısının en üstün vasıflarından birisi de çok zor şartlarda bile bal
toplayarak hayatını devam ettirebilmesidir. Genelde esmer ve küçük yapılı
arılardır.
Arı İğnesi ve Arı Sokması
İşçi arının arka
tarafında bulunan iğne düşmanlarına karşı en büyük savunma aracıdır.
Arkasında olmasına rağmen arı her durumda iğnesini düşmanına rahatlıkla
saplayabilir.
Arı iğnesi iki
kısımdan oluşur. Birinci kısım karın boşluğunda bağırsaklara bağlı ve oval
şekilde olan zehir keseciğidir. İkinci kısım ise iğnedir. İğnenin üzerinde
9 adet ok ucuna benzeyen kancacıklar bulunur. Arı iğnesini sapladıktan
sonra bu kancacıklar iğnenin geri çıkmasını engeller.

İğne saplandıktan
sonra arı zehir keseciğini sıkar ve iğneden vücuduna zehir zerkedilen
düşman büyük bir acı duyar. Arı iğnesini çıkarmaya çabalar fakat bunu
başaramaz. Çoğu zaman bağırsaklarının bir bölümü de koparak iğne zehir
keseciğiyle birlikte saplandığı yerde kalır.

Kendini kurtaran
arının yaşama şansı yoktur, bir iki gün içinde ölür. İğnesini kaybeden arı
daha çok hırçınlaşır ve düşmana saldırır. Fakat tekrar sokma şansı yoktur.

Arı soktuktan sonra
panik halde el kol hareketleri yapmamak lazımdır. Bu hareketler diğer
arıların da dikkatini çekerek saldırmalarına sebep olur.
Arı saldırısı
karşısında yapılacak en iyi şey yüzümüzü ellerimizle kapatıp ordan
uzaklaşmak ve bitkilerin arasına oturarak saklanmaktır.
Arı sokması sokulan
yerin şişmesine neden olur. Bu da insana acı verir ve sinirli yapar. Sokan
arıların çokluğuna göre, miskinlik, başağrısı, titreme, kaşıntı gibi
reaksiyonlar da görülebilir.

Arı zehirinin kendine
özgü keskin bir kokusu vardır. Bu zehir kokusunun yayılması diğer arıları
da hırçınlaştırır. Eğer bir arı soktuğunda gerekli önlemler alınmazsa,
aynı yerden başka arılar da sokmaya çalışır. Onun için arı soktuğunda
arılıktan uzaklaşıp sokulan yeri yıkamak gerekir.
Arı Soktuğunda
Alınacak Önlemler
Arı sokup iğnesini
bıraktıktan sonra, kesinlikle zehir kesesinden tutarak çıkarmaya
çalışmamalıdır. Çünkü bu hareket kesenin içindeki zehirin vücudumuza
zerkedilmesine ve acımızın artmasına neden olur. En iyisi bir bıçağın
yüzüyle ya da tırnağımızla sıyırarak çıkarmaktır.

Belli bir sayıya kadar
arı sokması alerjisi olanların dışında tehlikeli değildir. Tehlike sınırı
kişinin bünyesine göre değişir.
Arı allerjisi
olanlarda vücudun genelinde kızarma, kaşıntı ve yumuşak dokularda şişme
görülür. Bu sırada solunum güçlüğü, karın ağrısı, kusma, çarpıntı ve
baygınlık görülebilir. Boğaz kaslarının kasılması ve yutak bölgesinin
şişmesi ile nefes gittikçe zorlaşır ve hasta boğulabilir. Bu olaya "anaflaksi"
veya "anaflaktik şok" adı verilir.
Arı sokmasına karşı en
etkili tedavi amonyaktır. Amonyak hem arının soktuğu yere sürülebilir hem
de bir bardak suya 5-10 damla damlatılarak içilebilir.
Şişmeye karşı
antihistaminik veya steroid bir krem sürülmelidir. Ağızdan alınacak
antihistaminik herhangi bir tablet oldukça yararlı olacaktır. Ancak
şiddetli reaksiyonlar için geciktirilmeden tıbbi müdahalelere
başvurulmalıdır.
Arı soktuktan sonra
yarayı ovuşturmak ya da emmek kesinlikle doğru değildir. Arı tarafından
sokulan kişi eğer terli ise zaten ter zehirin etkisini alacaktır.
Sokulan yere buz
koymak, soğuk su ile yıkamak, yoğurt sürmek acının azaltılması için
faydalıdır. Ayran da içilebilir.
Arının meyve yerken
ağıza kaçarak boğazdan sokması hayati tehlike yaratabilir. Böyle bir
durumda doktora giderken sirke ile sık sık gargara yapmak gerekir.
|